Her ne kadar “beni tanıyan Türklerin birçoğu ya beni aşırı şekilde seviyor ya da aşırı şekilde sevmiyor” demişse de bu sayfada belirttiği görüşlerine baktığımda, kendimi birçok yönden kendisine benzettiğim gibi, özellikle “faves” sayfasında yazdığı film ve müzik zevki yönünden çok da benzetemediğimi görüyorum (Bazı filmler, 24, House ve listedeki grupların “soft” müzikleri dışında). Bunlar bir yana, özellikle bazılarına aşağıda değindiğim görüşlerinin yanı sıra, neredeyse sayfadaki görüşlerinin tümüne katılıyorum. Bunlar, blogu olan DerinSular‘da yazdığı yazılar için de büyük ölçüde geçerli. Takip etmenizi “şiddet içermeyen bir şiddetle” öneririm.

DNS, Internetin çalışmasında temel teşkil eden protokollerden biri. Tarayıcılarımızda adres çubuğuna girdiğimiz insan-dostu www.google.com gibi adreslerin 74.125.39.103 gibi IP adreslerine dönüştürülmesini sağlıyor ve böylece ziyaret ettiğimiz sitelerin IP adreslerini değil daha kolay hatırlayabildiğimiz anlamlı web adreslerini kullanıyoruz. Bu sistemin daha ayrıntılı çalışma ilkelerini http://www.howstuffworks.com/dns.htm (daha detaylı şekilde http://technet.microsoft.com/en-us/library/cc772774%28WS.10%29.aspx veya video olarak ) adresinden öğrenebilirsiniz.
Genellikle DNS çözümleme hizmetini ISS’ler vermektedir, fakat bu hizmetler genel amaçlı oldukları için OpenDNS gibi hizmetlerin sunduğu özellikleri sunmazlar. Özellikle OpenDNS (http://www.opendns.com/) ve yakınlarda bu sektöre adım atan Google Public DNS (http://code.google.com/speed/public-dns/) gibi DNS hizmetleri tarafından sunulan özellikler ise çok daha kapsamlı. Örneğin Google Public DNS, dünya çapında hızlı çözümleme, güvenlik özellikleri sunuyor. OpenDNS ise ilk geniş kapsamlı DNS sağlayıcısı olarak çok çeşitli özellikler sunuyor. Şu anda müşterilerine 3 farklı seçenek (Basic, Deluxe, Enterprise) sunan OpenDNS, dünya çapında sunucuları ile hızlı çözümleme, DNS sunucuları o anda çalışmayan sitelerin de adreslerini önbelleğe alarak sorguları cevaplama, kapsamlı bir web içerik filtreleme sistemi, vekil sunucu engelleme, phishing koruması, botnet koruması, kullanıcıların kendi belirlediği özel alan adlarını engelleme, çeşitli istatistikler, yanlış yazılan üst-seviye adreslerin düzeltilmesi gibi birçok işlevsellik sağlıyor. Bu özelliklere ek olarak daha özel ihtiyaçlara yönelik bazı işlevleri ve bu özelliklerin genişletilmiş sürümlerini ücretli olarak sunuyor. Fakat genel kullanıcı kitlesi için standart özellik kümesi fazlasıyla yeterli. Özellikle şunlar için OpenDNS kullanmayı, diğer hizmet sağlayıcılara karşı tercih ediyorum:
İnternette DNS sunucularının hız açısından kıyaslanmasını sağlayan bazı araçlar (http://lifehacker.com/5420931/namebench-helps-you-find-the-fastest-dns-server-for-your-computer ve http://www.grc.com/dns/benchmark.htm) mevcut. Bu araçları kullanarak yaptığım testlere (ve çeşitli kişilerin yaptığı testlere) göre yerel ISS sunucuları en yüksek hızı sağlarken, Google’ın sunucuları da bunlara yakın bir hız sağlıyor. OpenDNS sunucuları bazı yerlerde Google sunucularının önüne geçerken genel olarak az da olsa daha yavaş çalışıyor. Fakat yukarıda saydığım özellikleri de göz önünde bulundurursak OpenDNS’i tavsiye ediyorum. Özellikle OpenDNS’in phishing mücadelesi için başlattığı PhishTank (http://www.phishtank.com/) veri bankası aracılığıyla sunduğu ek güvenlik önemli bir özellik.

Sizlere LastPass adlı çevrimiçi şifre saklama hizmetini incelerken rastgele keşfettiğim, çok yenilikçi bulduğum bir ürünü tanıtmak istiyorum. Yubikey, Yubico adlı bir şirketin ürettiği, USB bellek boyutlarında, fakat daha ince ve görünüşünden işlevi pek anlaşılmayan, üzerinde bir düğme olan, yenilikçi bir cihaz. Amaç, son zamanlarda hızla gelişen web 2.0 dönemi ve sonrasında, İnternet’in bugününde önemli bir yer işgal eden, gittikçe de daha fazla hayatımıza girecek olan “Cloud Computing” (bazıları “bulut hesaplama” olarak çevirmiş, ama tam olarak kastedileni karşıladığına emin olamadım) kapsamında değerlendirilen web hizmetlerinin güvenlik sorununu çözmek.
Peki bu sorun nedir? Kısaca tanımlayacak olursak, gittikçe daha fazla elektronik ortamda işlem yapar hale geliyoruz ve haberlerde de sıkça duyduğunuz gibi İnternet üzerinde hesapları çalınan, kandırılan, dolandırılan, kimliği taklit edilen, vs. bir çok kişi mevcut. Bu tür suçlar elektronik ortama geçilmeden önce gerçekleştirilmesi daha zor olan, fiziki güç ve olanak gerektiren, daha yerel şeylerdi ve kullanıcıların suçlulara karşı daha kolay korunabilmesi sağlanabiliyor, insanlar “kendi gözleriyle görmeden” inanmayabiliyor ve güvenmeyebiliyordu. Ama artık dünyanın her yerinden işlem yapabileceğiniz, kolay, erişilebilir, hızlı, ama bir o kadar da dünyanın her yerinden gelebilecek saldırılara açık, tehlikeli, görünmez bir teknolojiye sahibiz. Bu teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar yararlanabilmemiz bu güvenlik sorunlarını çözmemizle mümkün olabilecek.
İşte Yubikey de burada devreye giriyor ve sizin için ek bir güvenlik etmeni oluyor. Güvenlikte iki-etmenli kimlik doğrulama (Two-factor authentication) denilen bir ilkeye göre, bu sistemi daha güvenli hale getirmek için tasarlanmış. Yubikey, bilgisayara USB portu üzerinden bağlanan ve aslında bir “klavye” olan bir cihaz. İnternet’te kullandığınız hesaplara giriş yaparken ikinci bir şifre de bu cihaz üzerinde üretiliyor ve sisteme, kullanıcının cihaz üzerindeki ufak bir düğmeye dokunmasıyla giriliyor. Böylece yeterince uzunlukta bir şifre kolayca girilebiliyor ve kullanılabiliyor. Bu uzunluk tabii ki güvenliği artırıyor. Aynı zamanda bu şifrenin üretilmesi de sistemdeki virüs, trojan ve keylogger gibi zararlı uygulamalara karşı önlem olarak tek-kullanımlı şifre (One-time password) yöntemiyle yapılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların kolay ve hızlı kullanabileceği, ucuza mal edilebilecek, basit, taşınabilir, ara zararlı unsurlara karşı güvenlik sağlayan, zaten kullandığımız kullanıcı adı/şifre sistemlerine ikinci bir etmen getiren bir ürün çıkıyor.
Şimdi de bu ürünün hikayesine ve yayılma öyküsüne bir bakalım. Ürünün en önemli yönü “görünmeyen” ve “kullanılamayan” bir klavye olması. Zaten yenilikçilik ve yaratıcılık da burada yatıyor. Cihazı yapanlar İsveçli bu şirketin (Yubico ve önceleri Cypak) kurucuları: Stina Ehrensvärd ve Jakob Ehrensvärd. Cihazın tasarımcıları daha önceleri, daha zor kullanılan ve kullanıcının sistemine yüklenmesi gereken ek bir yazılım ile çalışan bir cihaz tasarlamışlar, bu cihazı bir bankaya sunmuşlar ve tahmin edebileceğiniz nedenlerle kullanışsız bulunmuş. Daha sonra bir gün bu cihazı basitçe sisteme bir klavye olarak tanıtarak bu sorunları çözebileceklerini farketmişler ve ortaya Yubikey çıkmış. Hepimiz klavye ve fare kullanıyoruz, sisteme tanıtmamız gerekmiyor, sürücüsü bütün işletim sistemlerine entegre şekilde geliyor ve bütün uygulamalarla sorunsuz çalışıyor. Niye aynı şeyi bir “USB cihaz” üzerinde kullanamayalım? Cihaz, kendini sisteme bir “klavye” olarak tanıtıyor ve şifreyi oluşturan tuş kodlarını sistemin anlayacağı şekilde gönderiyor. Bu ürünün web üzerindeki güvenliği (aslında masaüstü uygulamalarınızda da ikinci etmen olarak rahatlıkla kullanabilirsiniz, bunun için ya uygulamanın İnternet üzerinden Yubico sunucularına bağlanarak doğrulama yapması gerekiyor ya da cihazınızı statik şifre üretecek şekilde ayarlamanız) çok artırabileceğini düşünen tasarımcılarımız, bu ürünü üretmek için bu şirketi kuruyor ve tamamen donanımın satışı üzerinden kazanmayı, ürün seri üretileceği ve eğer yeterince yayılırsa maliyetler çok az olacağı için de ucuza satmayı planlıyorlar. Ürünün bağlı olduğu sunucu yazılımları, APIleri ve masaüstünde ürünü ayarlamak için kullanacağınız yazılımlar tamamen açık kaynak, aslında ürünün çalışma prensibi ve detayları da iyi belgelendirilmiş (Tabii ki hemen piyasada basit bir kopyası türemiş ve Umikey adıyla satılıyor). RSA 2008 konferansında cihaz, güvenlik uzmanlarına tanıtılmış ve burada cihazı gören ve aynı benim düşündüğüm gibi çok yenilikçi bir ürün olarak gören Steve Gibson ile Leo Laporte düzenli olarak yaptıkları Security Now! podcast’inde bu konuyu ele almışlar. Daha sonra ürün çeşitli yazılarda tanıtılmış.
Bugün Yubico’nun sitesinde ürün 25 $ fiyatla satılıyor ve bazı iyileştirmeler yapılmış olan 2.0 sürümü mevcut. Çalışma yöntemlerini ve belgeleri sitede bulabilirsiniz, ayrıca güvenlik değerlendirmeleri de var. Eğer yeterince iyi tanıtım yapılabilir ve web hizmeti veren kişilerin ve kuruluşların ilgisi bu ürüne çekilebilirse amaçlananlara ulaşılabileceğini ve web üzerindeki güvenliğin artırılabileceğini düşünüyorum. Şimdilik sadece LastPass, MashedLife, PassPack ve Clipperz gibi çevrimiçi şifre saklama siteleri üzerinden kullanılabilir. (Şu anda sadece LastPass, MashedLife ve Yubico’nun sitesindeki KeyGenius destekliyor, Clipperz açık kaynak olduğu için eklenebilir, PassPack ise bu desteği eklemeyi düşünüyor diye tahmin ediyorum.) Daha sonra da bu hizmetleri incelemeyi ve sistemin güvenlik özelliklerini anlatan ve tanıtan bir yazı yazmayı düşünüyorum.
Daha önce burada sizlere tanıttığım Smart.fm adlı “herhangi bir listeyi ezberlemeye yardımcı olan site” yeni bir tasarıma kavuşmuş. Daha önce Flash üzerinden kullanılan liste çalışma aracı, artık JavaScript ile de çalışıyor ve çok kullanışlı olmuş. Bir de güzel bir iPhone / iPod Touch uygulaması yapmışlar.

MIT OpenCourseWare öncülüğünde başlayan, dünyanın çeşitli yerlerindeki eğitim kurumlarının katıldığı ders kaynaklarının herkesin erişimine açılması ve paylaşılması söz konusu. Bu noktada Academic Earth adlı girişim de bu kaynaklarının birçoğunun toplanmasını sağlamış. Hedeflerini, herkesin dünya standartlarında bir eğitime erişebilmesi olarak tanıtan sitede birçok konuyla ilgili ders videoları, görseller, belgeler ve bu videoların metin halleri yer alıyor. Bunlara aynı zamanda YouTube gibi video sitelerine üyelerin yüklenmiş oldukları ve burada sayfası olan üniversitelerin yükledikleri de eklenebilir. Apple’ın müzik, film ve uygulama satışı yaptığı iTunes Store üzerinde de iTunes U adıyla birçok üniversiteden kaynak bulunuyor.
Ülkemizde de bu kaynaklara katkı açısından Ulusal Açık Ders Malzemeleri Konsorsiyumu girişimi başlatılmış.
Dünyada bilgiye ulaşmanın ne kadar kolay (ve belki daha da önemlisi sıfıra yakın maliyetli) hale geldiğini, internet ortamının sınırları nasıl kaldırdığını ve insanları kendilerine sunulan olanaklar noktasında daha eşit hale getirdiğini görüyoruz. Bizlere de üçüncü dalganın nimetlerinden yararlanmak düşüyor…